Skip to content
Bulunduğunuz Sayfa : Anasayfa arrow Tüm Makaleler arrow ALACAK HUKUKUNDA FAİZ ORANLARI VE FAİZ UYGULAMALARI - 2

ALACAK HUKUKUNDA

                                  FAİZ ORANLARI VE FAİZ UYGULAMALARI

      Alacak hukukunda en çok karşılaşılan olgulardan birisi faiz kavramıdır.

Faiz kavramı hukukumuzda Borçlar Kanunu,Türk Ticaret Kanunu,Amme Alacaklarının Tahsili Usulu Hakkında Kanun,İcra İflas Kanunu gibi genel ve özel yasalarımız içersinde yer alan ve ekonomik süreçte  en çok karşılaşılan  bir kavramdır.

 T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2004/10-104 K. 2004/94 T. 18.2.2004 ve T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2004/19-357 K. 2004/360 T. 16.6. ilamında;

 “Faiz kavramını daha iyi tanımlayabilmek için faizin özelliklerine bakılmalıdır. Bir para borcunun mevcut olması gerekir. Faiz para borcunun fer'isi niteliğindedir ( BK. Md.113/2 ve 131 ). Asıl borca bağlı olarak doğar ve asıl borcun her hangi bir nedenle sona ermesi halinde de asıl alacak ile birlikte sona erer. Doğmuş faizin asıl alacakla birlikte sona ermemesi için saklı tutulması ya da halin icabından saklı tutulduğunun anlaşılması gerekir. Zamana bağlı olarak işler, yasa ya da taraflarca saptanmış belirli bir oranın anaparaya uygulanması ile saptanır. “ “Faizi , tespit edilen bu özellikleri sonucunda; "alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile, nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlem ile belirlenmiş, para borçları açısından özel olarak düzenlenen, tahsil için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semere" olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım, faizin genel tanımı olup, faizin türlerine  göre eklemeler yapılarak değişmesi kaçınılmazdır

 (Bkz.Doç.Dr.M.Helvacı, Borçlar ve Ticaret Kanunu Bakımından Para Borçlarında Faiz Kavramı ).“

 “Bu bağlamda, son olarak faiz kavramının ele alınması ve özelliklerinin irdelenmesi de yararlı olacaktır. Faiz para borcunun fer'i niteliğindedir

 ( BK. Md.113/2 ve 131 ). Dolayısıyla, faizin varlığı için ilk şart bir para borcunun varlığıdır. Asıl borca bağlı olarak doğar ve asıl borcun her hangi bir nedenle sona ermesi halinde de asıl alacak ile birlikte sona erer. Doğmuş faizin asıl alacakla birlikte sona ermemesi için saklı tutulması yada halin icabından saklı tutulduğunun anlaşılması gerekir. Zamana bağlı olarak işler, yasa yada taraflarca saptanmış belirli bir oranın anaparaya uygulanması ile saptanır. Bu özellikleri gözetilerek faiz; "alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile, nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında elde ettiği, miktarı kanun yada hukuki işlem ile belirlenmiş, para borçları açısından özel olarak düzenlenen, tahsil için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semere" olarak tanımlanmaktadır. Bu, faizin genel tanımı olup, faizin türlerine göre çeşitli eklemelerle değişiklik gösterebilmektedir ( Bkz.Doç.Dr.M.Helvacı, Borçlar ve Ticaret Kanunu Bakımından Para Borçlarında Faiz Kavramı ).”

 “Gecikme zammı, Temerrüt ( Gecikme )    faizi kavramlarının, yapılan yasal düzenlemeler sırasında gösterilen özensizlik nedeniyle karmaşık hale getirildiği görülmektedir. Nitekim, Yürürlükten kalkan Medeni Kanun'da, Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve 506 sayılı Yasanın bir çok yerinde, temerrüt faizi ( TTK.407-529-898-962 ), gecikme faizi ( TTK.141 Kenar Başlığı ), geçmiş günler  faizi ( BK.103-104 ), geçmiş gün faizleri ( MK.860 ), geçen günlerin faizleri ( MK.790 ), kanuni faiz ( TTK.141-166 ), %10 hesabı ile faiz ( TTK.637-638 ), %10 faiz ( TTK.722 ), vade gününden itibaren faiz ( TTK.1167 ), gecikme zammı ( 506 sayılı Yasa Md.80 ), gecikme tazminatı ( 634 sayılı Yasa 20 md. ), gecikme zammı ( 1512 sayılı yasa 120 md. ), %1 gecikme zammı ( 625 sayılı Yasa 35.md. ) ifadeleri kullanılmıştır.”

 Bu yazı dizimizde faiz kavramlarını açıklamaya ve uygulamaya yönelik yargıtay kararları ile düzenlenmiş bilirkişi raporlarına  yer vermeye çalışacağız .

 Yasal faiz 1994 yılından önce Borçlar Kanunu 72.maddesi,TTK . 9.maddesi  ile belirlenirken bu tarihden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’da ifadesini bulmuş ve çeşitli değişikliklerle günümüze kadar uygulanmıştır. Bu nedenle  3095 sayılı  yasa  uygulamasında karşılaşılan yasal faiz ,temerrüt faizi,reeskont faizi,iskonto faizi,ticari faiz  ve avans faiz tanım ve uygulamaları yazımızın konusunu oluşmaktadır.

  3095 sayılı  yasa  uygulamasında  faiz oranlarının tespitinde  Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası  tarafından açıklanan “Reeskont ve Avans İşlemlerinde Uygulanan Faiz Oranları anahtar rol oynamakta olup aşağıya çıkarılmıştır.   

  Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası  tarafından açıklanan “Reeskont ve Avans İşlemlerinde Uygulanan Faiz Oranları

Yürürlük Tarihi

Reeskont İşlemlerinde
Uygulanan İskonto Oranı (%)

Avans İşlemlerinde
Uygulanan Faiz Oranı (%)

01.01.1990

40

45

20.09.1990

43

48,25

23.11.1990

45

50,75

15.02.1991

48

54,50

27.01.1994

56

65

21.04.1994

79

98

12.07.1994

70

85

27.07.1994

63

75

01.10.1994

55

64

10.06.1995

52

60

01.08.1995

50

57

02.08.1997

67

80

30.12.1999

60

70

17.05.2002

55

64

14.06.2003

50

57

08.10.2003

43

48

15.06.2004

38

42

13.01.2005

32

35

25.05.2005

28

30

20.12.2005

23

25

20.12.2006

27

29

28.12.2007

25

27


        3095 SAYILI KANUNİ FAİZ VE TEMERRÜT FAİZİNE İLİŞKİN KANUN

       
KANUNİ FAİZ

 MADDE 1 - (Değişik: 4489 - 15.12.1999 / m.1 - Yürürlük m.4) Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme, yıllık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranı üzerinden yapılır. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.     

 3095 sayılı yasanın 1.maddesinin uygulamasında ; uygulanacak faiz oranlarının maddede ön görülen çerçevede tespit edilmesinde  01.01.2000 tarihinden 30.04.2005 tarihine kadar  T.C. Merkez Bankası tarafından  açıklanan “  Reeskont ve Avans İşlemlerinde  Uygulanacak Faiz Oranları “ ana hareket noktasını oluşturmaktadır. 

  3095 sayılı  yasanın 4489 sayılı kanun ile değiştirilen  ve  01.01.2000 tarihinden itibaren yürürlülükte olan   3095 sayılı yasanın değişik  1.maddesi , 5335 sayılı yasanın 14. maddesi ile 30.04.2005 tarihinden geçerli olmak üzere değiştirilmiş ve  01.05.2005 tarihinden itibaren uygulanmak üzere “ kanuni faiz oranı yıllık  % 12 “ olarak ,01.01.2006 tarihinden itibaren de  2005/9831 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla  kanuni faiz  yıllık  % 9 olarak belirlenmiştir.

  3095 sayılı yasanın  değişik 1.maddesinde ön görülen  çerçevede   Uygulanacak Yasal Faiz Oranları  aşağıya çıkarılmıştır. 

TARİH ARALIĞI                          KANUNİ FAİZ ORANI

01.01.1998 - 31.12.1999                         % 50

01.01.2000 - 30.06.2002                         % 60

01.07.2002 - 30.06.2003                         % 55

01.07.2003 - 31.12.2003                         % 50

01.01.2004 - 30.06.2004                         % 43

01.07.2004 - 30.04.2005                         % 38

01.05.2005 - 31.12.2005                         % 12

01.01.2006  tarihinden itibaren                 %  9  dur.

“T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2007/2828 K. 2007/5111 T. 19.3.2007

KANUNİ FAİZ ( 1.5.2005'te 5335 Sayılı Yasa İle Değişmiş Olması Nedeniyle Bu Tarihten İtibaren Değişen ve Değişecek Olan Reeskont   Faiz  Oranı Uygulanamayacağı -  Faiz Oranının Belirlenmesi )

FAİZ ORANININ BELİRLENMESİ ( Kanuni  Faiz  - 1.5.2005'te 5335 Sayılı Yasa İle Değişmiş Olması Nedeniyle Bu Tarihten İtibaren Değişen ve Değişecek Olan Reeskont  Faiz Oranı Uygulanamayacağı )

REESKONT FAİZ ORANI ( 1.5.2005'den İtibaren Kanuni  Faiz Hesabında Uygulanamayacağı - 5335 Sayılı Yasa İle Değişmiş Olduğu )

KARAR : 4489 Sayılı Yasa değişik 3095 Sayılı Yasanın 1. maddesi; "Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranı üzerinde yapılır. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında bu oran geçerlidir." hükmü 5335 Sayılı Kanunun 14. maddesi ile 1.5.2005 tarihinde "Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzde on iki oranı üzerinden yapılır. Bakanlar Kurulu, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar arttırmaya yetkilidir." şeklinde değiştirmiştir. Takip dayanağı ilamda "10.3.2005 tarihinden itibaren % 38 ve daha sonra değişen ve değişecek olan reeskont faiz oranı ile tahsiline karar verilmiştir. Bu faiz oranı belirleme 3095 Sayılı Yasanın 1. maddesi gereğincedir. Bu Yasanın 1. maddesinin 1.5.2005'te 5335 Sayılı Yasa ile değişmiş olması nedeniyle bu tarihten itibaren değişen yeni hükmü uygulanacaktır. Yukarıdaki yasal düzenlemeler ışığında Mahkemece işlemiş faizin hesabına ilişkin olarak bilirkişiden alınan 25.6.2006 tarihli yasaya uygun rapora göre uyuşmazlığın çözümü yerine; hatalı olarak 1.5.2005 tarihinden sonrası içinde Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası reeskont faiz oranlarını uygulayarak sonuca giden rapor, nazara alınarak yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olmuştur. “

Yargıtay kararlarında  reeskont faizini aşağıdaki gibi tarif edilmektedir.

“ T.C.YARGITAY  12. HUKUK DAİRESİ E. 2004/23295  K. 2005/641 T. 14.1.2005

REESKONT FAİZİ TESPİTİ ( Merkez Bankası'nca Belirlenen İskonto Faiz Oranlarının Hesaplamada Dikkate Alınması Gereği – Reeskont Faizi Avans Faizi Kabul Edilip Hüküm Kurulamayacağı )

İSKONTO FAİZ ORANI

REESKONT FAİZ ORANI

AVANS FAİZ ORANI

ÖZET : Reeskont   faizi tesbitinde Merkez Bankası'nca belirlenen   iskonto faiz oranlarının hesaplamada dikkate alınması gerekirken reeskont faizin avans  faizi kabul edilip bu oranlara göre eksik inceleme ile yazılı şekilde itirazın reddi yolunda hüküm kurulması isabetsizdir.

KARAR : Dayanak ilamda, 62.264.858.000.- TL. tazminatın 21.1.2000 tarihinden itibaren yürütülecek reeskont  faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Gerek öğretide gerekse Yargıtay uygulamalarında  iskonto  faiz oranı

( iskonto haddi ) sözcük olarak "indirim" anlamına gelen iskonto, ticari açıdan satılan mal bedelinden veya ticari senet bedelinden belli oranda indirim veya kesintiyi ifade eder. Bankacılıkta anlamı ise şudur; müşteriden ciro, alacağın temliki veya başka bir hukuki işlem ve nedenle ticari senet iktisap eden bankanın, senedi iktisap tarihinden vade tarihine kadar olan süre için belli orandaki faiz ve komisyonları düşürmek suretiyle senet bedelini vadesinden önce ödemesine "iskonto" denir. Reeskont faiz ise; reeskont ( mükerrer iskonto ) bir banka tarafından iskonto  edilmiş bir ticari senedin, o bankaca bir başka bankaya  iskonto ettirilmesidir. Uygulamada görülen haliyle bankaların iskonto yoluyla devraldıkları senetleri T.C. Merkez Bankası'na tekrar iskontoya verme işlemidir. Bu işlemde, uygulanan faiz oranına ise "reeskont faiz oranı" denmekte olup, bu oran T.C. Merkez Bankası'nca belirlenir. Avans faiz oranına gelince; bankacılıkta Merkez Bankası'nın reeskontta kabul ettiği belli özellikteki senetlerin rehni karşılığında belli kurum ve kuruluşlara ve özellikle yasa gereği hazineye kullandırdığı kredi için kullanılan terimdir. Avans kredisi belli bir faiz ve komisyon karşılığında kullandırılmakta olup, bu faiz ve komisyon rehine kabul edilen senet bedelinden belli oranda yapılan kesinti ile karşılanır. Bu işlemlerde uygulanan faiz oranına ise "avans faizoranı" denir ( Türk Hukuku'nda Faiz ve Munzam Zarar, Dr. Çetin Arslan, Av. Mustafa Kırmızı'nın ortak eseri, syf.137 - 138 ).

Açıklanan bu durum karşısında Merkez Bankası'nca belirlenen  iskonto  faiz oranlarının hesaplamada dikkate alınması gerekirken reeskont faizini avans faizi kabul edilip bu oranlara göre eksik inceleme ile yazılı şekilde itirazın reddi yolunda hüküm kurulması isabetsizdir “

T.C.YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2005/18303 K. 2005/22081 T. 15.11.2005

REESKONT FAİZİ TALEBİ ( 3095 Sayılı Yasanın 1. Maddesi Uyarınca Merkez Bankası "İskonto" Faiz Oranlarının Uygulanması Gereği - İlama Aykırı Olarak "Avans" Faiz Oranları Esas Alınarak Hesaplama Yapılmasının İsabetsiz Olduğu )

İSKONTO FAİZ ORANLARI ( 3095 Sayılı Yasanın 1. Maddesi Uyarınca Uygulanması Gereği - İlama Aykırı Olarak "Avans" Faiz Oranları Esas Alınarak Hesaplama Yapılmasının İsabetsiz Olduğu )

ÖZET : Takip dayanağı ilamda 28.534.232.926.-TL. alacağın 26.05.2002 tarihinden itibaren "reeskont" faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmiştir. Sözü edilen faiz için 3095 sayılı yasanın 1. maddesi uyarınca Merkez Bankası "iskonto" faiz oranlarının uygulanması gerekir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise, ilama aykırı olarak "avans" faiz oranları esas alınarak hesaplama yapıldığı anlaşılmış olup bu rapora itibar edilerek sonuca gidilmesi isabetsizdir. “T.C.YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2005/18303 K. 2005/22081 T. 15.11.2005“3095 sayılı yasanın 4489 sayılı yasa ile değişik 1. maddesinde ( Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme; yıllık TC. Merkez Bankası'nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont faizi üzerinden yapılır )hükmüne yer verilmiştir. Aynı kanunun 2/2. maddesinde ise, ticari işlemde, temerrüt faizin "avans" oranına göre hesaplanacağı belirtilmiş bulunmaktadır. Takip dayanağı ilamda 28.534.232.926.-TL. alacağın 26.05.2002 tarihinden itibaren "reeskont" faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmiştir. Sözü edilen faiz için 3095 sayılı yasanın 1. maddesi uyarınca Merkez Bankası "iskonto" faiz oranlarının uygulanması gerekir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise, ilama aykırı olarak "avans" faiz oranları esas alınarak hesaplama yapıldığı anlaşılmış olup bu rapora itibar edilerek sonuca gidilmesi isabetsizdir.”

TEMERRÜT FAİZİ

Madde 2 - (Değişik: 4489 - 15.12.1999 / m.2 - Yürürlük m.4):       “..Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.      Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.

Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz...”

 3095 sayılı yasanın 2.maddesi Temerrüt faizi uygulamada ; temerüt faizi,ticari faiz ve avans faizi olarak tanımlanmaktadır.

 3095 sayılı yasanın 2.maddesinin uygulamasında ; uygulanacak faiz oranlarının maddede ön görülen çerçevede tespit edilmesinde  01.01.2000 tarihinden  itibaren   T.C. Merkez Bankası tarafından  açıklanan “  Reeskont ve Avans İşlemlerinde  Uygulanacak Faiz Oranları “ ana hareket noktasını oluşturmaktadır

3095 sayılı yasanın  2.maddesinde ön görülen  çerçevede   Uygulanacak  temerrüt  (ticari-avans) faiz oranları aşağıya çıkarılmıştır. 

 

Yürürlük Tarihi

Avans Faiz Oranı (%)

01.01.2000 –30.06.2002

70

01.07.2002- 30.06.2003

64

01.07.2003- 31.12.2003

57

01.01.2004-30.06.2004

48

01.07.2004-30.06.2005

42

01.07.2005-31.12.2005

30

01.01.2006-  31.12.2006

25

01.01.2007-31.12.2007

29

01.01.2008  itibaren

27


Faiz hesaplamasında temerrüt olgusu önem kazanmaktadır. Temerrüt olgusu Yargıtay kararları ile aşağıda açıklanmaya çalışılacaktır.

“Ancak bir alacağa temerrüt faizi yürütülebilmesi için muaccel olması yeterli değildir. Karşı tarafın ayrıca temerrüde düşürülmesi gerekir. Davada istenen gecikme tazminatı olduğundan kira ve ecrimisil alacakları için uygulanan dönem sonundan itibaren faiz yürütülmesi kuralının tazminat alacaklarında uygulanması mümkün değildir.” T.C.  YARGITAY 15.HUKUK DAİRESİ   E.2005/1431 K. 2005/1704

“Temerrüt faizine hükmedilebilmesi için alacağın muaccel olması yeterli olmayıp borçlunun ayrıca ve usulen temerrüde düşürülmesi de gerekir(B.K.m.101). Temerrüt, müttefikan tayin edilmiş açık ve belli bir vade tarihi yoksa alacaklının yöntemine uygun ihtarnamesi ile gerçekleşir. Aksi halde icra takip tarihi veya dava tarihi temerrüt tarihi olur. Borçluya ödeme talebini içermeyen fatura gönderilmesi ve tebliğ edilmesi Dairemizin kararlılık kazanmış içtihatlarına göre temerrüt oluşturmaz. Somut olayda davacı alacaklı davalı borçluyu takip tarihinden önce temerrüde düşürmediğinden işlemiş faize yönelik itirazın iptali isteminin reddi yerine kabulü doğru olmadığı gibi takip tarihinden sonraki dönem için sadece asıl alacağa faiz yürütülmesi  gerekirken  bir  ayrım  yapılmadan asıl alacak ve işlemiş faizden oluşan miktara faiz yürütülmek suretiyle faize faiz verilmiş olması da B.K.104/son maddesine aykırı olmuştur.” T.C. YARGITAY   15.HUKUK DAİRESİ  Esas    2004/4307 ,  Karar2004/4361

 “Borçlu mütemerrit olmadıkça, geçmiş günler faizinden sorumlu tutulamaz. Borcun ödeneceği gün, yönetim planında açıkça gösterilmiş ise o günün dolmasıyla borçlu mütemerrit olur. Yönetim planında böyle bir hüküm yer almamakla birlikte borcun dayanağını oluşturan işletme projesinde veya kat malikleri kurulu kararında ödeme günü belirtilmiş ve bu nitelikteki belgeler borçluya tebliğ edilmiş ise o günden itibaren; bunlar da yoksa, hakkında icra takibi yapılmışsa ödeme emrinin, doğrudan alacak davası açılmışsa dava dilekçesinin tebliği ile mütemerrit duruma düşer. Belirtilen biçimde ortak gider borcunun tediyesinden temerrüt eden borçlu, bunun için geçmiş günler faizini ancak temerrüte düştüğü günden başlayarak ödemek zorundadır.

” T.C.Y A R G I T A Y  18.HUKUK DAİRESİ.”

” Bu şekilde yapılan ihtarlı ödeme emrinin hukuki sonuç doğurabilmesi başka bir anlatımla temerrüt olgusunun gerçekleşebilmesi için takip talebinin borçlu adına düzenlenmesi ihtarlı ödeme emrinin de yine borçlu asile tebliğ edilmesi gerekir. Ödeme emrinin vekil adına çıkartılıp tebliğ edilmesi, temerrüde esas alınamaz.” T.C. Y A R G I T A Y 6..Hukuk Dairesi E 7967 ,K 8310”

  Borçlar Yasasının  18. maddesi gereğince "amaca göre yorum" kuralı uyarınca yorumlandığında; sözleşmede kararlaştırılan oranların "vade farkı" olmayıp "akdi temerrüt faizi" olduğu yönünde taraf iradelerinin birleştiği sonucuna varılmaktadır.     
      Bilindiği gibi, temerrüt faizinin sınırı (oranı) tarafların anlaşmasıyla serbestçe belirlenebilir. Borçlar Yasası, bu konuda en yüksek bir sınır koymamıştır. Sözleşme serbestliği ilkesini düzenleyen Borçlar Yasanının 19.maddesi gereğince, bir sözleşmenin konusu, yasanın gösterdiği sınır içinde serbestçe saptanabilir. Yasaya uymayan sözleşmeler, ancak yasanın kesin olarak uygulanmasını öngördüğü hukuksal kurallara veya ahlaka veya kamu düzenine ya da kişilik haklarına aykırı olmadıkça geçerlidirler. Hukuksal ilke bu olmasına karşın, sözleşme ile saptanacak faiz konusunda kötüye kullanmaların önlenmesi, kamu düzeni yasalarıyla olabilir. Örneğin, Türk Ticaret Kanununun 1466. maddesi, tamamen koruyucu amaç taşıyan kamu düzeni ile ilgili hükümleri içermektedir. BU yasa hükmü uyarınca, sözleşme hükmüne göre yerine getirilmesi gereken eda hakkında yasa yada yetkili yerlerin kabul ettiği en yüksek sınırı aşan sözleşmeler, en yüksek sınır üzerinden yapılmış sayılır. Fazla edalar, hata ile yapılmasa bile geri alınır.

 Temerrüt faizi ile ilgili düzenlemeleri içeren Borçlar Yasasının 72. Türk Ticaret yasasının  9 ve 1461 nci maddeleriyle; 3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine ilişkin Yasanın 1. maddesi hükmü, miktarı sözleşme ile tespit edilmemiş ise, yasal faiz ve ticari işlerde uygulanacak yıllık temerrüt faizinin yukarı sınırını belirlemektedir. Görüldüğü üzere, yasal düzenlemelerde kural olarak temerrüt faizi "aylık" değil "yıllık" olarak öngörülmektedir. Somut olayda ise, dava ve icra takibine dayanak alınan yanlar arasındaki sözleşmede, dava ve icra takibinden sonra Amerikan Doları cinsinden olan alacağa aylık %14 oranında faiz uygulaması yapılacağı yazılı olup, yıllık tutarı %168 olmaktadır. Davalının savunduğu gibi "aylık" kelimesi "yıllık" yerine maddi hataya dayalı olarak yazılmış ise sözleşmenin yanlarına düşülen bu maddi hata "kazanılmış hak" sağlamaz. O halde, mahkemece, belirtilen düzenlemenin maddi hatadan kaynaklanıp kaynaklanmadığının belirlenmesi için, öncelikle ticari hayatta benzer faiz uygulamasının ölçülü ve düzenli olarak yapılıp yapılmadığının olağan tecrübe kurallarına göre yabancı para ile yapılan sözleşmelerde aylık olarak bu derecede fahiş oranda akdi temerrüt faizinin kararlaştırılıp kararlaştırılmadığının, yukarıda açıklanan hukuksal kurallarda gözetilerek değerlendirilmesi gerekmektedir. Sözleşmede yazılı "aylık" kelimesinin maddi hataya dayalı olduğu sonucuna varıldığı takdirde de akdi temerrüt faizinin yıllık %14 olarak kabulü ile mahkemece sonuca gidilmelidir. Aksi durumda ise, ekonomik koşullara, ticari hayattaki uygulamalara ve yanlar arasındaki sözleşmeden yanların ekonomik beklentilerine ve yarar dengelerine göre, sözleşmedeki faiz hükmünün Borçlar Yasasının 19/son maddesi uyarınca kamu düzenine ve ticari ahlaka aykırı olup olmadığını ve dolayısıyla aynı Yasanın 20. maddesi gereğince "batıl" sayılması gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi zorunludur. Kaldı ki mahkeme, yargılamanın her aşamasında Medeni Yasanın 2 ve 3. madde hükümlerini doğrudan gözetmekle yükümlüdür. Türk Medeni Yasasının 2. maddesi gereğince, herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kuralına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. “T.C. YARGITAY 15.HUKUK DAİRESİ Esas   2003/6364        Karar 2004/3764
    Yeri gelmişken belirtmelidir ki, borçlu temerrüdü; borçlunun ifa etmekten kaçınamayacağı muaccel edimi zamanında yerine getirmeyerek ifada gecikmesi ve borcun ifasının hala mümkün bulunması durumunda belirli şartlara bağlı olarak gerçekleşen bir sorumluluk nedenidir. Para borçları için temerrüdün oluşum şartları; borcun muaccel hale gelmesi, alacaklı tarafından borçluya ihtarda bulunulmasıdır. Muacceliyet en yalın anlatımıyla, ödeme zamanının gelmiş olmasıdır. Borcun ifası için bir vade öngörülmüşse kural olarak bu vadenin gelmesiyle muacceliyet oluşur. Muacceliyet tek başına temerrüdü sağlamaya yeterli değildir. Ayrıca alacaklı tarafından borçluya bir ihtarda bulunulması da kural olarak gerekir ( BK.md.101/f.1 ). İhtarın olağan gerçekleşme tarzı, alacaklının sırf ödeme talebinden ibaret iradesini borçluya iletmesidir. Ayrık olarak sözleşme veya kanunla getirilen düzenleme ile, zamanında ödemede bulunulmadığı takdirde ihtara gerek kalmaksızın temerrüt oluşur. Para borçları açısından borçlu temerrüdüne bağlanan sonuçlardan birisi, temerrüt faizi ödeme yükümlülüğüdür. Temerrüt faizi borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle, zamanında ifa etmeme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içindedir. Temerrüt faizi belirtilen temel amaca hizmet etmenin yanı sıra, pratik başka amaçlara da yöneliktir. Alacaklının bir zarara uğrayıp uğramadığı veya zararın temerrüt faiz oranından daha düşük olup olmadığı tartışmalarına meydan verilmeksizin, borçlunun faiz ödemeye peşinen zorlanması yargı organlarını büyük bir yükten kurtarmakta ayrıca, borçluyu zamanında ödemede bulunmaya sevk etmektedir. Temerrüt faizi, muhtemel zararların giderilmesi amacıyla doğrudan doğruya yasa koyucu tarafından öngörülmüş bir karşılık olup, talep edilebilmesi için gerçekten bir zarar görülmüş olması gerekli değildir. Bu konuda borçluya bir ispat hakkı da tanınmış olmadığı gibi, borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması da şart değildir. Tanımlanan bu özellikleri ile öğretide de hâkim olan görüş temerrüt faizinin, alacaklının aksi iddia olunmayan farazi zararının asgari oranda giderilmesine yönelik maktu ve götürü bir tazminat niteliği taşıdığı yönündedir. Temerrüt faizinin fonksiyonu ve bu faizi öngören yasal düzenlemenin amacı göz önüne alındığında tazminat nitelemesine varılabilir ( Bkz.Dr.Nami Barlas, age. ). Tazminat talebinin temel şartı bir zararın varlığıdır. Bu zarar, fiilen gerçekleşebileceği gibi, çeşitli düşüncelerle ve özellikle zararın varlığının çok kuvvetli olduğu durumlarda varsayılmış da olabilir. BK.md.105'de alacaklının temerrüt faiziyle karşılanmayan "daha büyük zarara" uğraması ihtimalinden söz edilmesi de, temerrüt faizinin de öngörülen oran dahilinde zararı gidermeyi amaçlayan bir karşılık olduğunu ortaya koymaktadır. Kat Mülkiyeti Yasası'nın 20. maddesinin 13.4.1983 tarih ve 2814 sayılı kanunla değişik ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde "kendi payına düşen genel gider veya avans tutarının tamamını zamanında ödemeyen kat maliki, ödemede geciktiği günler için aylık yüzde on oranında gecikme tazminatı ödemekle yükümlüdür" hükmü getirilmiştir. Gecikme karşılığında ödenmesi gereken meblağ kanunda "gecikme tazminatı" olarak adlandırılmış ise de, burada söz konusu olanın temerrüt faizi olduğu kabul edilmektedir ( Bkz.Prof. Dr.Abdulkadir Arpacı, Türk Hukukuna göre Kat Mülkiyetinde Yönetim, Doktora Tezi İst.1984 sh.279, Prof. Dr. Hayri Domaniç, Ticaret Hukukunun Genel Esasları 4.Bası İst.1988 sh.44 ). Türkiye Denizcilik İşletmeleri Kıyı Emniyeti tarafından 1990 tarihinde yayınlanan ve halen yürürlükte olan Fener ve Tahlisiye Ücretleri Tarifesinin 14. maddesinde Türk Boğazlarından geçen gemilerin ödeyecekleri ücret konusunda hükümler konulmuştur. Buna göre "Fenerler ve tahlisiye ücretlerini tarifede gösterilen müddet içinde veya tarife hükümlerinin icap ettirdiği usul, şekil ve tarzda ödemeyen gemiler borçlarını ödememe bakımından kaçak addolunur ve haklarında aşağıdaki yazılı işlemler yapılır.

1- Ödeme süresinin bitiş tarihini takip eden günden itibaren 30 takvim günü içinde yapılan ödemeler esas ücrete %12 ilavesiyle,

2- Ödeme süresinin bitiş tarihinden itibaren 31-60 güne kadar sürelerdeki ödemelerde esas ücrete %50 ilavesiyle, müteakip her 30 güne kadar geçen sürelerdeki ödemelerde ise esas ücret üzerinden

( %50 cezaya ek olarak ) %12 ilavesiyle tahsil olunur" denilmiştir. Bu Tarifenin yasal bir düzenleme olduğu açıktır. Yargıtay Özel Dairesi "bu gibi hallerde davalıya bildirim yapılmadan ( Tarifeye göre esasen bildirime gerek yoktur ) asıl ücret üzerinden hesap edilen ceza ve onlara ilave edilen %12 oranları bir cezai şart olmayıp madde 14/1-2. maddesinde yazılan ceza ve ilave cezalar bir bütün olarak ağırlaştırılmış gecikme faizi bulunduğundan bu miktarlara ayrıca temerrüt faizi yürütülmez" demektedir ( Yargıtay 11.H.D. 09.11.1995 gün ve 1995/7316-8422, 28.06.1996 gün 1996/3794-4807, 30.09.1996 gün ve 1996/4841-6249 sayılı içtihatları ).

Benzer bir düzenleme de, 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'da da bulunmaktadır. Gerçekten, 4077 sayılı kanunun 6/A-d maddesi ve 10/f maddesine göre ; "akdi faiz oranının yüzde otuz fazlasını geçmemek üzere gecikme faizi oranı" sözleşmede yer alır.

Görüldüğü gibi burada da kanun koyucu uygulamada gecikme cezası, gecikme zammı veya gecikme tazminatı olarak vasıflandırılan ve bu isimle sözleşmelere konulanın özünde "gecikme faizi" olduğunu belirtmekte ve sözleşmede yer alacak unsurlar arasında bunu da açıkça göstermektedir. Somut olayda da alacağın konusunu oluşturan elektrik tüketim bedellerinin süresinde ödenmemesi nedeniyle tahakkuk ettirilen gecikme zammı ile birlikte temerrüt faizi istenip istenmeyeceği konusunda, Yargıtay Daireleri arasında görüş aykırılığı doğmuş ancak YİBK.nun 19.11.1993 gün, E.1991/6 K.1993/1 sayılı kararı ile İçtihadı Birleştirmeye gerek bulunmadığına karar verilmiştir. Bunda Yargıtay uygulamasının etkili olduğu anlaşılmaktadır. Y.11.H.D.si 06.10.1987 gün, E.1987/485 K.1987/5057, Aynı dairenin 15.10.1990 gün, E.1989/5957 K.1990/6508 sayılı kararlarında özetle "TEK. Tarifelerinde sözü edilen gecikme zammı, cezası, hukuki yönden özel bir temerrüt faizi niteliğindedir. Gecikme zammı uygulanan devre için ayrıca temerrüt faizi yürütülemez denilerek uygulamaya yön verilmiş, bunun üzerine TEK. Genel Müdürlüğünce 17.06.1988 ve 1004 sayılı genelge ile borcunu süresinde ödemeyen müşterilere sadece gecikme zammı uygulanmaya başlanarak, ayrıca temerrüt faizi uygulanmaması benimsenmiştir. Bu da göstermektedir ki, eldeki davada takibe konu asıl alacakla birlikte istenen gecikme zammının, faiz niteliği yargısal kararlarda kararlılık kazandığı gibi, alacaklı tarafın da kabulündedir.

Sonuçta; bir borç ilişkisinde alacaklının temerrüt faizi talep edebilmesi, borcun bir para borcu olmasına ve borçlunun temerrüdünün gerçekleşmesine bağlıdır. 3095 sayılı Yasa metni dikkate alındığında yasa koyucunun faiz oranını değişken bir sisteme oturttuğu görülmektedir. Paranın en sık rastlanan edim tipi olması ve çoğu hukuki ilişkide borçlunun yükümlülüğünün parayla ifaya yönelmesi nedeniyle temerrüt faizinin 3095 sayılı Yasadan ayrıca düzenlendiği hallere de rastlanmaktadır.

Yukarıda belirtildiği gibi, Kat Mülkiyeti Yasasında genel gider veya avans tutarını zamanında ödemeyen kat maliki ödemede geciktiği günler için aylık %10 oranında gecikme tazminatı ödemekle yükümlüdür. Maddede gecikme karşılığı ödenen meblağ her ne kadar gecikme tazminatı olarak adlandırılsa da, burada söz konusu olan temerrüt faizidir.

 Bir başka düzenlemeye İş Yasasında da rastlıyoruz. Kıdem tazminatının zamanında ödenmemesinin yaptırımı olarak, ödenmeyen süreye göre mevduata uygulanan en yüksek faiz uygulanmaktadır. “T.C.YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2004/19-357K. 2004/360T. 16.6.2004

“Temerrüt faizi, para borcunu ödemekte geciken borçlunun, gecikme müddetince alacaklıya ödemesi gereken maktu bir miktardır. Bilindiği gibi borçlu, para borcunu vadesinde ödemediği takdirde başka bir anlatımla borçlu temerrüdü oluştuğunda sözleşme veya yasada belirlenen temerrüt faizini ödemek yükümü altına girer. Borçlu para borcunu ödemekte temerrüde düştüğünde B.K. 103. madde uyarınca alacaklının mutlak ve tartışmasız bir zarara uğradığı kabul edilir. Bu durumda alacaklıya, uğradığı zararı ispat yükümlülüğü yüklenmeksizin, borçlunun temerrüde düşmekte kusuru olup olmadığı araştırılmaksızın yasa gereği TTK, BK. 103 ve 3095 sayılı yasa uyarınca faiz adı altında maktu ve götürü bir tazminatın ödeneceği benimsenmiştir. Temerrüt faizlerinde ilke olarak taraflar sözleşme ile faiz oranlarını belirlememişler ise adi işlerde temerrüt faizi 3095 sayılı "Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun" hükümlerine göre tayin edilir. Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanuna göre faiz ödenmesi gereken ticari olmayan işlerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasınca önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uygulanan reeskont oranı üzerinden yapılır. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.

Ticari işlerde faiz oranı Ticaret Kanunun da ( 9. madde ) BK.da (72. md ) düzenlenmiştir. Ticari işlerde temerrüt faizi ile ilgili diğer düzenleme 3095 sayılı Kanunun 4489 sayılı kanunda değişik 2/2 maddesinde yer almaktadır. T.C.YARGITAY HUKUK GENEL KURULU  E. 2003/15-404 K. 2003/381 T. 4.6.2003

“senet bedelinden belli oranda yapılan kesinti ile karşılanır. Bu işlemlerde uygulanan faiz oranına ise "avans faiz oranı" denir ( Türk Hukuku'nda Faiz ve Munzam Zarar, Dr. Çetin Arslan, Av. Mustafa Kırmızı'nın ortak eseri, syf.137 - 138 ).

Açıklanan bu durum karşısında Merkez Bankası'nca belirlenen iskonto faiz oranlarının hesaplamada dikkate alınması gerekirken reeskont faizini avans faizi kabul edilip bu oranlara göre eksik inceleme ile yazılı şekilde itirazın reddi yolunda hüküm kurulması isabetsizdir.

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2006/11247 K. 2006/14007 T. 27.6.2006

AVANS FAİZİ ( İlamda Belirtilen TC. Merkez Bankası Reeskont Faiz Oranları Yerine Avans Faiz Oranları Üzerinden Yapılan Bilirkişi Raporu Gözönüne Alınarak Şikayetin Reddine Karar Verilmesi Doğru Görülmediği)

ÖZET : Mahkemece, ilamda belirtilen TC. Merkez Bankası reeskont faiz oranları yerine, avans faiz oranları üzerinden yapılan bilirkişi raporu gözönüne alınarak şikayetin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. İlamların infaz edilecek kısmı hüküm kısmı olup, icra mahkemesinin mahkeme ilamında hükmedilen reeskont faizini yorum yolu ile avans faizi olarak değiştirme yetkisi yoktur. O halde, TC. Merkez Bankası reeskont faiz oranları üzerinden işlemiş faiz miktarının hesaplanması için bilirkişiden ek rapor alınması ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmektedir. KARAR : Takibe dayanak mahkeme ilamında "...bakiye 38.857.954.280 TL alacak yönünden davanın kısmen kabulü ile Yargıtay bozma ilamında belirtildiği üzere dava tarihinden itibaren başlayacak reeskont faizi ile birlikte davalı Kervan Ağır Nakliyat AŞ'den alınarak davacı Saygın Tekstil San. Tic. AŞ'ne verilmesine..." hükmedilmiştir. Borçlu vekili takip talepnamesinde ilama aykırı olarak istenilen işlemiş faize, faiz oranına karşı icra mahkemesinde şikayette bulunmuştur.

Mahkemece, ilamda belirtilen TC. Merkez Bankası reeskont faiz oranları yerine, avans faiz oranları üzerinden yapılan bilirkişi raporu gözönüne alınarak şikayetin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. İlamların infaz edilecek kısmı hüküm kısmı olup, icra mahkemesinin mahkeme ilamında hükmedilen reeskont faizini yorum yolu ile avans faizi olarak değiştirme yetkisi yoktur ( HGK.nun 08.10.1997 tarih ve 97/12-517 E, 1997/716 K. sayılı kararı ). O halde, TC. Merkez Bankası reeskont faiz oranları üzerinden”

MÜREKKEP FAİZ

Madde 3- Kanuni faiz ve temerrüt faizi hesaplanırken mürekkep faiz

yürütülemez.

Bu konuya ilişkin Türk Ticaret Kanunu hükümleri saklıdır.

“toplam alacak içerisinde işlemiş faiz de bulunmasına karşın, takip tarihinden sonraki dönemde faizi yine 17.07.2000tarihinden başlatmak suretiyle istemde bulunması, faize faiz yürütülmesi sonucunu doğurup Borçlar Kanunu'nun 104/son maddesine aykırıdır “. T.C.  YARGITAY   12. Hukuk Dairesi  Esas     2003     Karar    14126 18572

YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E. 2003/3123 K. 2003/9467 T. 20.10.2003

FAİZE FAİZ YÜRÜTÜLMESİ YASAĞI ( Kredi Borcuna Hesap Kat Tarihinden Takip Tarihine Kadar İşletilen Faize Takip Tarihinden İtibaren Yeniden Faiz Yürütülememesi )

BANKA KREDİ ALACAĞININ ÖDENMESİNDE TEMERRÜT

( Temerrüt Tarihinden Takip Tarihine Kadar Uygulanan Faize Takip Tarihinden İtibaren Yeniden Faiz Yürütülememesi )

TEMERRÜT TARİHİNDEN TAKİP TARİHİNE KADAR UYGULANAN FAİZ ( Takip Tarihinden İtibaren Yeniden Faiz Yürütülememesi - Banka Kredi Alacağının Takibinde )

TAKİP TARİHİNDEN ÖNCEKİ TEMERRÜT FAİZİNE TAKİP TARİHİNDEN SONRA YENİDEN TEMERRÜT FAİZİ UYGULANAMAMASI ( Faize Faiz Yürütülmesi Yasağı )

ÖZET : Ödeme, alacaklının kendisine yapılabileceği gibi, alacaklı adına ifayı kabule yetkili temsilcisine yapılmakla da borç ortadan kalkar. İcra memuru, takipte bulunan alacaklının yasal temsilcisi durumundadır. Nitekim, İİK.nun 12. maddesinde icra dairesinin yapılan ödemeyi kabule mecbur olduğu ve icraya yapılan ödeme miktarı kadar, borçlunun borcundan kurtulacağı açıkça hükme bağlanmıştır. Eğer borcun tamamı ödenecek olursa, borç için o tarihe kadar temerrüt faizi ödenir, o tarihten sonrası için faiz yürütülemez. Öte yandan BK.nun 84. maddesi hükmüne göre; faiz ve masrafları ödemede geciken borçlunun yaptığı kısmi ödemeler öncelikle faiz ve masraflara mahsup edilmek gerekir. Ayrıca, taraflar arasındaki kredi sözleşmesi cari hesap sözleşmesi şeklinde düzenlendiği gibi, bu sözleşmeler aynı zamanda ticari ödünç sözleşmesi olduğundan ve dava konusu sözleşmenin 7. maddesinde "...bu sözleşmeye dayanan kredi ve hesaplara bileşik faiz yürütülür..." denildiği gibi, 30. maddesinde "...bu sözleşmeden doğan borçlar ödenmediği takdirde, bunların bankaya ödeneceği tarihlere kadar geçecek günler için yetkili mercilerce veya bankaca tesbit edilmiş en yüksek ticari faiz oranına 10 ilave edilmek suretiyle bulunacak faiz oranı üzerinden temerrüt faizi ve gider vergisini ödemeyi kabul ve taahhüt eder..." denilmiştir. Bu durumda, hesabın kat edildiği tarihten temerrüt tarihine kadar sözleşmede öngörülen faiz oranı, temerrüt tarihinden itibaren de yine sözleşmede öngörülen temerrüt faiz oranı uygulanması mümkündür. Ayrıca, hesabın kat'ı tarihindeki banka alacağına, bu tarihten takip tarihine kadar tahakkuk ettirilen temerrüt faizi ile bunun gider vergisine, takip tarihinden itibaren yeniden temerrüt faizi tahsiline yol açacak şekilde hesap yapılması da BK.nun 104/son maddesi hükmüne aykırıdır. KARAR : Davacı, davalı bankanın Aydın Şubesi'nden kullandığını ticari kredi borcu nedeniyle, davalı tarafından hakkında icra takipleri yapıldığını, icra tehdidi altında düzenlenen taahhütname ile davalıya fazla ödemede bulunduğunu ileri sürerek, fazla ödenen 76.843.051 TL.nin 26.11.1996 ödeme tarihinden itibaren reeskont faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, davacının fazla ödemesi bulunmadığını, yaptığı kısmi ödemelerin BK.nun 84. madde hükmü uyarınca faiz alacağından mahsup edildiğini, 26.11.1996'da yapılan son ödemenin davacının anlaşma talebi ile yapıldığını, hiçbir ihtirazi kayıt koymadığını, bu nedenle istirdat talep edemeyeceğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamından, taraflar arasında yapılan kredi sözleşmelerinde bileşik faiz ve temerrüt faizine faiz yürütülmesi öngörülmüş ise de, bu hükümlerin BK.nun 104/3. maddesine aykırı olup, geçersiz olduğu, hesap kkat'i ile sözleşme sona erdiğinden, sözleşme oranında faiz istenilemeyeceği, 1992/7733 sayılı takip dosyasında yapılan ödemenin hiçbir ihtirazi kayıt konulmaksızın kabul edildiği, bu nedenle 12.11.1993 tarihinde asıl alacağın sona erdiği, bu tarihten sonra temerrüt faizinin istenilemeyeceği, 30.05.2000 ve 02.12.2000 tarihli bilirkişi raporlarının mahkemece yeterli görüldüğü gerekçesiyle, davanı kabulü ile 76.843.051 TL.nin 26.11.1996 tarihinden itibaren reeskont faizi ile tahsiline karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, davalı bankaya davacı tarafından ödenen fazla paranın isdirdatı talebine ilişkindir. Davacı ile davalı banka arasında Ticari Kredi Sözleşmesi yapılmış, davacı tarafından kredi sözleşmesinin ödenmesinde temerrüde düşüldüğünden hakkında öncelikle kredinin teminatı olarak gösterilen ipoteğin paraya çevrilmesi nedeniyle, daha sonra da faiz borçları üst sınır ipoteğini aştığından, ilamsız icra takipleri yapılmıştır. Davacı, icra takiplerinden sonra icra tehdidi ile 12.11.1993, 4.5.1995 ve 26.11.1996 tarihlerinde icra dosyasına ödemelerde bulunmuştur. Ödeme, alacaklının kendisine yapılabileceği gibi alacaklı adına ifayı kabule yetkili temsilcisine yapılmakla da borç ortadan kalkar. İcra memuru, takipte bulunan alacaklının yasal temsilcisi durumundadır. Nitekim, İİK.nun 12. maddesinde 'icra dairesi takip edilmekte olan bir para alacağına mahsuben borçlu veya üçüncü şahıs tarafından ödenen paraları kabule mecburdur. Bununla borçlu bu miktar borcundan kurtulur.' denilmek suretiyle icraya yapılan ödeme miktarı kadar, borçlunun borcundan kurtulacağı açıkça hükme bağlanmıştır. Eğer, borcun tamamı ödenecek olursa, borç için o tarihe kadar temerrüt faizi ödenir, o tarihten sonrası için faiz yürütülemez. Öte yandan, BK.nun 84.maddesi hükmüne göre; faiz ve masrafları ödemede geciken borçlu, yaptığı kısmi ödemeyi esas borca mahsup edemez. Diğer bir anlatımla , yapılan kısmi ödemeler öncelikle faiz ve masraflara mahsup edilmek gerekir. Ayrıca, taraflar arasındaki kredi sözleşmesi cari hesap sözleşmesi şeklinde düzenlendiği gibi, bu sözleşmeler aynı zamanda ticari ödünç sözleşmesi olduğundan ve dava konusu sözleşmenin 7. maddesinde "...bu sözleşmeye dayanan kredi ve hesaplara bileşik faiz yürütülür..." denildiği gibi, 30.maddesinde "...bu sözleşmeden doğan borçlar ödenmediği takdirde, bunların bankaya ödeneceği tarihlere kadar geçecek günler için yetkili mercilerce veya bankaca tesbit edilmiş en yüksek ticari faiz oranına 10 ilave edilmek suretiyle bulunacak faiz oranı üzerinden temerrüt faizi ve gider vergisini ödemeyi kabul ve taahhüt eder..." denilmiştir. Bu durumda, hesabın kat edildiği tarihten temerrüt tarihine kadar sözleşmede öngörülen faiz oranı , temerrüt tarihinden itibaren de yine sözleşmede öngörülen temerrüt faiz oranı uygulanması mümkündür. Ayrıca, hesabın kat'ı tarihindeki banka alacağına , bu tarihten takip tarihine kadar tahakkuk ettirilen temerrüt faizi ile bunun gider vergisine , takip tarihinden itibaren yeniden temerrüt faizi tahsiline yol açacak şekilde hesap yapılması da BK.nun 104/son maddesi hükmüne aykırıdır. senet bedelinden belli oranda yapılan kesinti ile karşılanır. Bu işlemlerde uygulanan faiz oranına ise "avans faiz oranı" denir ( Türk Hukuku'nda Faiz ve Munzam Zarar, Dr. Çetin Arslan, Av. Mustafa Kırmızı'nın ortak eseri, syf.137 - 138 ). Açıklanan bu durum karşısında Merkez Bankası'nca belirlenen iskonto faiz oranlarının hesaplamada dikkate alınması gerekirken reeskont faizini avans faizi kabul edilip bu oranlara göre eksik inceleme ile yazılı şekilde itirazın reddi yolunda hüküm kurulması isabetsizdir.

T.C.YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2001/18656 K. 2001/19808 T. 23.11.2001

FAİZE FAİZ YÜRÜTÜLMESİ YASAĞI ( Ticari İşlerde Mürekkep Faiz Serbestisi )

TİCARİ İŞLERDE MÜREKKEP FAİZ SERBESTİSİ BULUNMASI ( Faize Faiz Yürütülmesi Yasağının Kapsamı )

MÜREKKEP FAİZ YASAĞI ( Ticari İşlerde Geçerli Olmaması )

ÖZET : Faize faiz yürütülmesi gereği yasaktır. Ancak, 3095 sayılı yasanın 3. maddesinde kanuni faiz ve temerrüt faizi hesaplanırken mürekkep faiz yürütülemeyeceği, bu konuya ilişkin TTK. Hükümlerinin saklı olduğu belirtilmiştir. TTK.nun ticari işlerde faiz serbestisini ve mürekkep faizi düzenleyen "ticari işlerde faiz" başlıklı 8/3 maddesinde ödünç para verme işleri, bankalar, tasarruf sandıkları ve tarım kredi kooperatifleri hakkındaki hususi hükümlerin saklı tutulduğu gösterilmiştir. KARAR : Hukuk Genel Kurulunun 06/06/2001 tarih ve 2001/12-445 esas, 2001/471 karar sayılı kararında da açıklandığı üzere ( .. faize faiz yürütülmesi BK. 104/son maddesi hükmü gereği yasaktır. Ancak, 3095 sayılı yasanın 3. maddesinde kanuni faiz ve temerrüt faizi hesaplanırken mürekkep faiz yürütülemeyeceği, bu konuya ilişkin TTK. Hükümlerinin saklı olduğu belirtilmiştir. TTK.nun ticari işlerde faiz serbestisini ve mürekkep faizi düzenleyen "ticari işlerde faiz" başlıklı 8/3 maddesinde ödünç para verme işleri, bankalar, tasarruf sandıkları ve tarım kredi kooperatifleri hakkındaki hususi hükümlerin saklı tutulduğu gösterilmiştir" ).

Bu durumda 3. kez alınan 17/04/2001 tarihli bilirkişiler kurulu raporu ilk iki rapor arasındaki çelişkiyi giderdiği gibi, Raporun Hukuk Genel Kurulunun yukarıda açıklanan ilkelerine de uygun bulunduğu anlaşılmıştır. O halde yeni bir bilirkişi incelemesine gerek bulunmadığı ve 17/04/2001 tarihli rapora göre karar verilmesi gerektiği halde yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. “

T.C.YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E. 2003/3123 K. 2003/9467 T. 20.10.2003

FAİZE FAİZ YÜRÜTÜLMESİ YASAĞI ( Kredi Borcuna Hesap Kat Tarihinden Takip Tarihine Kadar İşletilen Faize Takip Tarihinden İtibaren Yeniden Faiz Yürütülememesi )

BANKA KREDİ ALACAĞININ ÖDENMESİNDE TEMERRÜT ( Temerrüt Tarihinden Takip Tarihine Kadar Uygulanan Faize Takip Tarihinden İtibaren Yeniden Faiz Yürütülememesi )

TEMERRÜT TARİHİNDEN TAKİP TARİHİNE KADAR UYGULANAN FAİZ ( Takip Tarihinden İtibaren Yeniden Faiz Yürütülememesi - Banka Kredi Alacağının Takibinde )

TAKİP TARİHİNDEN ÖNCEKİ TEMERRÜT FAİZİNE TAKİP TARİHİNDEN SONRA YENİDEN TEMERRÜT FAİZİ UYGULANAMAMASI ( Faize Faiz Yürütülmesi Yasağı )

2004/m.12  818/m.84,104/son

ÖZET : Ödeme, alacaklının kendisine yapılabileceği gibi, alacaklı adına ifayı kabule yetkili temsilcisine yapılmakla da borç ortadan kalkar. İcra memuru, takipte bulunan alacaklının yasal temsilcisi durumundadır. Nitekim, İİK.nun 12. maddesinde icra dairesinin yapılan ödemeyi kabule mecbur olduğu ve icraya yapılan ödeme miktarı kadar, borçlunun borcundan kurtulacağı açıkça hükme bağlanmıştır. Eğer borcun tamamı ödenecek olursa, borç için o tarihe kadar temerrüt faizi ödenir, o tarihten sonrası için faiz yürütülemez. Öte yandan BK.nun 84. maddesi hükmüne göre; faiz ve masrafları ödemede geciken borçlunun yaptığı kısmi ödemeler öncelikle faiz ve masraflara mahsup edilmek gerekir. Ayrıca, taraflar arasındaki kredi sözleşmesi cari hesap sözleşmesi şeklinde düzenlendiği gibi, bu sözleşmeler aynı zamanda ticari ödünç sözleşmesi olduğundan ve dava konusu sözleşmenin 7. maddesinde "...bu sözleşmeye dayanan kredi ve hesaplara bileşik faiz yürütülür..." denildiği gibi, 30. maddesinde "...bu sözleşmeden doğan borçlar ödenmediği takdirde, bunların bankaya ödeneceği tarihlere kadar geçecek günler için yetkili mercilerce veya bankaca tesbit edilmiş en yüksek ticari faiz oranına 10 ilave edilmek suretiyle bulunacak faiz oranı üzerinden temerrüt faizi ve gider vergisini ödemeyi kabul ve taahhüt eder..." denilmiştir. Bu durumda, hesabın kat edildiği tarihten temerrüt tarihine kadar sözleşmede öngörülen faiz oranı, temerrüt tarihinden itibaren de yine sözleşmede öngörülen temerrüt faiz oranı uygulanması mümkündür. Ayrıca, hesabın kat'ı tarihindeki banka alacağına, bu tarihten takip tarihine kadar tahakkuk ettirilen temerrüt faizi ile bunun gider vergisine, takip tarihinden itibaren yeniden temerrüt faizi tahsiline yol açacak şekilde hesap yapılması da BK.nun 104/son maddesi hükmüne aykırıdır. KARAR : Davacı, davalı bankanın Aydın Şubesi'nden kullandığını ticari kredi borcu nedeniyle, davalı tarafından hakkında icra takipleri yapıldığını, icra tehdidi altında düzenlenen taahhütname ile davalıya fazla ödemede bulunduğunu ileri sürerek, fazla ödenen 76.843.051 TL.nin 26.11.1996 ödeme tarihinden itibaren reeskont faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, davacının fazla ödemesi bulunmadığını, yaptığı kısmi ödemelerin BK.nun 84. madde hükmü uyarınca faiz alacağından mahsup edildiğini, 26.11.1996'da yapılan son ödemenin davacının anlaşma talebi ile yapıldığını, hiçbir ihtirazi kayıt koymadığını, bu nedenle istirdat talep edemeyeceğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamından, taraflar arasında yapılan kredi sözleşmelerinde bileşik faiz ve temerrüt faizine faiz yürütülmesi öngörülmüş ise de, bu hükümlerin BK.nun 104/3. maddesine aykırı olup, geçersiz olduğu, hesap kkat'i ile sözleşme sona erdiğinden, sözleşme oranında faiz istenilemeyeceği, 1992/7733 sayılı takip dosyasında yapılan ödemenin hiçbir ihtirazi kayıt konulmaksızın kabul edildiği, bu nedenle 12.11.1993 tarihinde asıl alacağın sona erdiği, bu tarihten sonra temerrüt faizinin istenilemeyeceği, 30.05.2000 ve 02.12.2000 tarihli bilirkişi raporlarının mahkemece yeterli görüldüğü gerekçesiyle, davanı kabulü ile 76.843.051 TL.nin 26.11.1996 tarihinden itibaren reeskont faizi ile tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, davalı bankaya davacı tarafından ödenen fazla paranın isdirdatı talebine ilişkindir. Davacı ile davalı banka arasında Ticari Kredi Sözleşmesi yapılmış, davacı tarafından kredi sözleşmesinin ödenmesinde temerrüde düşüldüğünden hakkında öncelikle kredinin teminatı olarak gösterilen ipoteğin paraya çevrilmesi nedeniyle, daha sonra da faiz borçları üst sınır ipoteğini aştığından, ilamsız icra takipleri yapılmıştır. Davacı, icra takiplerinden sonra icra tehdidi ile 12.11.1993, 4.5.1995 ve 26.11.1996 tarihlerinde icra dosyasına ödemelerde bulunmuştur. Ödeme, alacaklının kendisine yapılabileceği gibi alacaklı adına ifayı kabule yetkili temsilcisine yapılmakla da borç ortadan kalkar. İcra memuru, takipte bulunan alacaklının yasal temsilcisi durumundadır. Nitekim, İİK.nun 12. maddesinde 'icra dairesi takip edilmekte olan bir para alacağına mahsuben borçlu veya üçüncü şahıs tarafından ödenen paraları kabule mecburdur. Bununla borçlu bu miktar borcundan kurtulur.' denilmek suretiyle icraya yapılan ödeme miktarı kadar, borçlunun borcundan kurtulacağı açıkça hükme bağlanmıştır. Eğer, borcun tamamı ödenecek olursa, borç için o tarihe kadar temerrüt faizi ödenir, o tarihten sonrası için faiz yürütülemez. Öte yandan, BK.nun 84.maddesi hükmüne göre; faiz ve masrafları ödemede geciken borçlu, yaptığı kısmi ödemeyi esas borca mahsup edemez. Diğer bir anlatımla , yapılan kısmi ödemeler öncelikle faiz ve masraflara mahsup edilmek gerekir. Ayrıca, taraflar arasındaki kredi sözleşmesi cari hesap sözleşmesi şeklinde düzenlendiği gibi, bu sözleşmeler aynı zamanda ticari ödünç sözleşmesi olduğundan ve dava konusu sözleşmenin 7. maddesinde "...bu sözleşmeye dayanan kredi ve hesaplara bileşik faiz yürütülür..." denildiği gibi, 30.maddesinde "...bu sözleşmeden doğan borçlar ödenmediği takdirde, bunların bankaya ödeneceği tarihlere kadar geçecek günler için yetkili mercilerce veya bankaca tesbit edilmiş en yüksek ticari faiz oranına 10 ilave edilmek suretiyle bulunacak faiz oranı üzerinden temerrüt faizi ve gider vergisini ödemeyi kabul ve taahhüt eder..." denilmiştir. Bu durumda, hesabın kat edildiği tarihten temerrüt tarihine kadar sözleşmede öngörülen faiz oranı , temerrüt tarihinden itibaren de yine sözleşmede öngörülen temerrüt faiz oranı uygulanması mümkündür. Ayrıca, hesabın kat'ı tarihindeki banka alacağına , bu tarihten takip tarihine kadar tahakkuk ettirilen temerrüt faizi ile bunun gider vergisine , takip tarihinden itibaren yeniden temerrüt faizi tahsiline yol açacak şekilde hesap yapılması da BK.nun 104/son maddesi hükmüne aykırıdır. “

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2002/8519 K. 2002/9502 T. 6.5.2002

FAİZE FAİZ YÜRÜTÜMÜ ( Faize faiz yürütülemeyeceği hususu / Takip konusu ilamla faiz alacağı hüküm altına alındığından bu alacağın artık faiz değil anapara alacağı olduğu bu nedenle buna faiz yürütülebileceği - Sonuca etkisi olmayan maddi hataya itirazın yasal dayanağının olmayacağı )

KAPİTAL ALACAĞI ( Faize faiz yürütülemeyeceği hususu / Takip konusu ilamla faiz alacağı hüküm altına alındığından bu alacağın artık faiz değil anapara alacağı olduğu bu nedenle buna faiz yürütülebileceği - Sonuca etkisi olmayan maddi hataya itirazın yasal dayanağının olmayacağı )

MADDİ HATA ( Faize faiz yürütülemeyeceği hususu / Takip konusu ilamla faiz alacağı hüküm altına alındığından bu alacağın artık faiz değil anapara alacağı olduğu bu nedenle buna faiz yürütülebileceği - Sonuca etkisi olmayan maddi hataya itirazın yasal dayanağının olmayacağı )

ÖZET : . Borçlar Kanununun 104/son maddesi gereğince faize faiz yürütülmesi mümkün değildir. Bu ilke Dairemizin de süreklilik kazanan bir uygulamasıdır. Ancak, somut olayda takip konusu yapılan faiz bir ana para ( kapital )alacağına dönüşmüştür. Bu durumda sözü edilen miktara faiz uygulanması Borçlar Kanununun 104/son fıkrasına aykırılık teşkil etmez. O halde karar tarihinden takip tarihine kadar faiz istenmesi yasaya uygundur.

KARAR : İcra takibinin dayanağı olan Ankara 7. İş Mahkemesinin 27.12.2001 tarih ve 201/1012-788 sayılı ilamının incelenmesinde hükmedilen 2.894.795.520 TL. faiz alacağının borçludan tahsilinin kararlaştırıldığı görülmektedir. Borçlar Kanununun 104/son maddesi gereğince faize faiz yürütülmesi mümkün değildir. Bu ilke Dairemizin de süreklilik kazanan bir uygulamasıdır. Ancak, somut olayda takip konusu yapılan faiz bir ana para ( kapital )alacağına dönüşmüştür. Bu durumda sözü edilen miktara faiz uygulanması Borçlar Kanununun 104/son fıkrasına aykırılık teşkil etmez. O halde karar tarihinden takip tarihine kadar faiz istenmesi yasaya uygundur. Ayrıca ilamda yer alan toplam vekalet ücretinin 289.480.000 TL. olduğu bunun takip talepnamesine 298.480.000 TL. olarak yazılmış olmasının maddi hatadan ibaret olup, toplam alacağın doğru rakama göre belirlendiği de anlaşılmakla itirazın bu bölüm hakkında da yasal dayanağının bulunmadığı saptanmıştır. O halde itirazın tümden reddi yerine yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2002/11172 K. 2002/12560 T. 13.6.2002

FAİZE FAİZ YÜRÜTÜLEMEMESİ ( İcra Takibine Konu Edilen Mahkemede Oluşturulan İlamla Faiz Alacağı Anapara Alacağına Dönüştürüldüğünden Faize Faiz Yürütülemeyeceğine Aykırılık Olmaması )

FAİZ ALACAĞININ ANAPARA ALACAĞINA DÖNÜŞMESİ ( Mahkemede Oluşturulan İlamla Faiz Alacağı Anapara Alacağına Dönüştürüldüğünden Faize Faiz Yürütülemeyeceği Kuralına Aykırılık Olmaması )

ANAPARAYA DÖNÜŞEN FAİZ ALACAĞI ( Mahkemede Oluşturulan İlamla Faiz Alacağı Anapara Alacağına Dönüştürüldüğünden Faize Faiz Yürütülemeyeceği Kuralına Aykırılık Olmaması )

ÖZET : İcra takibine konu edilen mahkemede oluşturulan müstakil bir ilamla, faiz alacağı bir anapara ( kapital ) alacağına dönüştürüldüğünden faize faiz yürütülemeyeceği kuralına aykırılık teşkil etmez.

KARAR : İcra Tetkik Merciince, faiz alacağına faiz uygulanamayacağı görüşüyle şikayetçi isteminin kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Faize faiz yürütülemeyeceği esası dairemizin süreklilik kazanan bir uygulamasıdır. Ne var ki icra takibine konu edilen mahkeme ilamında "faiz alacağının davalıdan alınıp davacıya verilmesine" ilişkin karar oluşturulmuş olup, müstakil bir ilamla, faiz alacağı bir anapara

kapital ) alacağına dönüşmüştür.Bu durumda faiz uygulaması Borçlar Kanunun 104/son maddesine aykırılık teşkil etmez. “

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2001/18656 K. 2001/19808 T. 23.11.2001

FAİZE FAİZ YÜRÜTÜLMESİ YASAĞI ( Ticari İşlerde Mürekkep Faiz Serbestisi )

TİCARİ İŞLERDE MÜREKKEP FAİZ SERBESTİSİ BULUNMASI ( Faize Faiz Yürütülmesi Yasağının Kapsamı )

MÜREKKEP FAİZ YASAĞI ( Ticari İşlerde Geçerli Olmaması )

ÖZET : Faize faiz yürütülmesi gereği yasaktır. Ancak, 3095 sayılı yasanın 3. maddesinde kanuni faiz ve temerrüt faizi hesaplanırken mürekkep faiz yürütülemeyeceği, bu konuya ilişkin TTK. Hükümlerinin saklı olduğu belirtilmiştir. TTK.nun ticari işlerde faiz serbestisini ve mürekkep faizi düzenleyen "ticari işlerde faiz" başlıklı 8/3 maddesinde ödünç para verme işleri, bankalar, tasarruf sandıkları ve tarım kredi kooperatifleri hakkındaki hususi hükümlerin saklı tutulduğu gösterilmiştir.

KARAR : Hukuk Genel Kurulunun 06/06/2001 tarih ve 2001/12-445 esas, 2001/471 karar sayılı kararında da açıklandığı üzere ( .. faize faiz yürütülmesi BK. 104/son maddesi hükmü gereği yasaktır. Ancak, 3095 sayılı yasanın 3. maddesinde kanuni faiz ve temerrüt faizi hesaplanırken mürekkep faiz yürütülemeyeceği, bu konuya ilişkin TTK. Hükümlerinin saklı olduğu belirtilmiştir. TTK.nun ticari işlerde faiz serbestisini ve mürekkep faizi düzenleyen "ticari işlerde faiz" başlıklı 8/3 maddesinde ödünç para verme işleri, bankalar, tasarruf sandıkları ve tarım kredi kooperatifleri hakkındaki hususi hükümlerin saklı tutulduğu gösterilmiştir" ).

YABANCI PARA BORCUNDA FAİZ

Madde 4/a - (Ek: 3678 - 14.11.1990):  Sözleşmede daha yüksek akdî veya gecikme faizi kararlaştırılmadığı hallerde, yabancı para borcunun faizinde Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanır.”      Uygulamada faiz başlangıç tarihi esas alınarak  birer yıllık evreler halinde  Kamu Bankalarının Yabancı para için uygulanan en yüksek faiz oranı ( TTK. Md. 3, 21 ve 3095 S. Faiz Yasası’nın 4/A Md. Göre Uygulanan ve 87/11921 Sayılı Kararnameye İlişkin 91/1 Ve 94/1 Sayılı Tebliğle Bankaların 1 Yıl Vadeli Yabancı Para Mevduatına Uyguladıkları ve T.C. Merkez Bankası tarafında belirlenen  azami faiz oranları)  esas alınır.

3095 SAYILI KANUN DIŞINDA FAİZ İLE İLGİLİ YASA VE HÜKÜMLER


634 Sayılı Kat Mülkiyeti Yasası
'nın 20. maddesinin 13.4.1983 tarih ve 2814 sayılı kanunla değişik ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde "kendi payına düşen genel gider veya avans tutarının tamamını zamanında ödemeyen kat maliki, ödemede geciktiği günler için aylık yüzde on oranında gecikme tazminatı ödemekle yükümlüdür" hükmü getirilmiştir. Gecikme karşılığında ödenmesi gereken meblağ kanunda "gecikme tazminatı" olarak adlandırılmış ise de, burada söz konusu olanın temerrüt faizi olduğu kabul edilmektedir ( Bkz.Prof. Dr.Abdulkadir Arpacı, Türk Hukukuna göre Kat Mülkiyetinde Yönetim, Doktora Tezi İst.1984 sh.279, Prof. Dr. Hayri Domaniç, Ticaret Hukukunun Genel Esasları 4.Bası İst.1988 sh.44 ). T.C.YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2004/19-357 K. 2004/360 T. 16.6.2004

6183 sayılı Amme Alacaklarına Uygulanan Faiz:

Madde 51   Amme alacağının ödeme müddeti içinde ödenmeyen kısmına vadenin bitim tarihinden itibaren her ay için ayrı ödeme müddeti içinde ödenmeyen kısmına vadenin bitim tarihinden itibaren her ay için ayrı ayrı % 4 oranında gecikme zammı tatbik olunur. Ay kesirlerine isabet eden gecikme zammı günlük olarak hesap edilir.Gecikme zammı birmilyon liradan az olamaz.Gecikme zammı; 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre uygulanan vergi ziyaı cezalarında bu madde uyarınca belirlenen oranda, mahkemeler tarafından verilen ve ceza mahiyetinde olan amme alacaklarında ise bu oranın yarısı ölçüsünde uygulanır. Bunların dışındaki ceza mahiyetinde olan amme alacaklarına gecikme zammı tatbik edilmez. Bakanlar Kurulu, gecikme zammı oranlarını aylar itibarıyla topluca veya her ay için ayrı ayrı, yüzde onuna kadar indirmeye, gecikme zammı oranı ile gecikme zammı asgari tutarını iki katına kadar artırmaya, ayrıca gecikme zammı oranını aylar itibarıyla farklı olarak belirlemeye ve gecikme zammını bileşik faiz usulüyle aylık, üç aylık, altı aylık veya yıllık olarak hesaplatmaya yetkilidir.

Kamulaştırma Alacağına Uygulanan Faiz Oranı:

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (1982) Madde 46.-  Devlet ve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idari irtifaklar kurmaya yetkilidir.Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskan projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait oranlarının bedeli, her halde peşin ödenir.İkinci fıkrada   öngörülen   taksitlendirmelerde  ve  herhangi  bir  sebeple  ödenmemiş  kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulanır. 

Bedelsiz El Atma Tazminat Alacağına Tatbik Edilecek Faiz Oranı:

Yüksek Mahkeme İdare’nin kamulaştırmasız el atma eyleminden dolayı hükmedilen bedeli tazminat olarak kabul etmekte ve bu alacağa 3095 Sayılı Faiz Yasa’sındaki yasal faiz oranlarının uygulanacağını, Kamulaştırma bedeline uygulanan Anayasa’nın 4709 S ayılı Kanun’un 18. maddesi ile değiştirilen 46/son maddesindeki  hüküm altına alınan ve kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranının yürütülmeyeceğini benimsemektedirll)         “.. Alacaklının takibe dayanak yaptığı ilamda kamulaştırmasız el atmadan dolayı tazminata hükmedildiği görülmektedir. Hükmedilen alacak tazminat niteliğinde olduğundan bu alacak için 3095 Sayılı Yasa’daki yasal faiz oranlarının uygulanması gerekmektedir. Anayasa’nın 4709 Sayılı Kanunun 18. maddesi ile değişik 46/son maddesinde kamulaştırma bedelleri ile mahkemece kesin hükme bağlanan artırım bedelleri için son fıkraya göre kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranının uygulanacağı belirlendiğinden, tazminat niteliğinde olan kamulaştırmasız el atmadan dolayı alacaklar, anılan madde kapsamı dışında kalmaktadır. Dairemizce oluşturulan son uygulamalar bu doğrultuda olduğundan, mahkemece icra müdürlüğünce takip talebi ve icra emrinde uygulanan faiz oranlarının, 3095 Sayılı Yasa’ya uygun olup olmadığı denetlendikten sonra oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile şikayetin kabulü doğru değildir..” Yargıtay 12. HD. E: 2004/4638, K: 9621 sayı ve T.19.04.2004

Bağ-Kur Prim Alacağı Faiz Oranı:

1479 nolu Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu (Bağ-Kur), Madde 49 -     “..Bu Kanuna göre ödenecek sigorta primi, sigortalının seçtiği, intibak ettirildiği veya yükseltildiği 50 nci maddede belirtilen gelir basamağının %20'sidir.

Sigortaya girişte bildirilen gelirin bir defaya mahsus olmak üzere %25’i oranında giriş keseneği, basamak yükselmelerinde ise, iki gelir basamağı arasındaki artış farkı kadar yükselme primi alınır. Sigorta primi, sigortalılığın başladığı tarihi takip eden ay başından, sigortalılığın bittiği ayın sonuna kadar hesaplanmak suretiyle tam ay olarak alınır. .....(Değişik fıkra: 24/07/2003 - 4956 S.K./27. md.) Sigortalılar tarafından ödenmesi gereken primler süresi içinde ve tam olarak ödenmezse, primlerin ödenmeyen kısmına sürenin bittiği tarihten başlamak üzere %10 oranında artırılır. Bu miktara, borç ödeninceye kadar gecikilen her ay için ayrıca Hazine Müsteşarlığınca açıklanacak bir önceki aya ait Türk Lirası cinsinden iskontolu ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetlerinin aylık ortalama faizi bileşik bazda uygulanarak gecikme zammı hesaplanır.  Dava veya icra kovuşturması açılmış olsa bile primlerin ödenmemiş kısmı için gecikme zammı tahsil olunur....”S.S.Kurumu prim alacağının İcra Takibi ve İflasta faiz Oranı     506 nolu Sosyal Sigortalar Kanunu, Madde 80 -     “..İşveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödemeye mecburdur.

(Ek fıkra: 09/04/2003 - 4842 S.K./32. md.) Prim borçlarının, katma değer vergisi iade alacağından mahsubu suretiyle de ödenmesi mümkündür. Bu takdirde katma değer vergisi iade hakkı sahibi; kendisinin, mal ya da hizmet satın aldığı veya iştirak ya da ortaklık ilişkisi içinde bulunduğu işverenlerin prim borçları için de mahsup talep edebilir. Kurumun bağlı olduğu Bakanlık, Maliye Bakanlığının uygun görüşü ile bu uygulamadan faydalanacak işverenleri, iştigal konusu, işletme türü ve işletme büyüklüğü itibariyle belirlemeye ve lehine mahsup talebinde bulunulan işverenlerin prim borcu ödeme süresini otuz günü aşmamak üzere uzatmaya yetkilidir.         77 nci maddenin (a) fıkrası gereğince hak edilen ve fakat ödenmemiş olan ücretler üzerinden hesaplanacak primler hakkında da yukarıdaki hüküm uygulanır.

Kuruma fiilen ödenmeyen prim tutarları Gelir ve Kurumlar Vergisi uygulamasında gider yazılamaz.  (Değişik fıkra: 29/07/2003 - 4958 S.K./38. md.) Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 ve 102 nci maddeleri hariç, diğer maddeleri uygulanır. Kurum, söz konusu Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı, diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır. Şu kadar ki; Kurumun prim ve diğer alacakları süresi içinde ve tam olarak ödenmezse, ödenmeyen kısmı sürenin bittiği tarihte % 10 oranında artırılır. Bulunan bu tutara, ödeme süresinin bittiği tarihten başlamak üzere borç ödeninceye kadar, her ay için ayrı ayrı Hazine Müsteşarlığınca açıklanacak bir önceki aya ait Türk Lirası cinsinden iskontolu ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetlerinin aylık ortalama faizi, bileşik bazda uygulanarak gecikme zammı hesaplanır. Ancak ödemenin yapıldığı ay için gecikme zammı günlük hesaplanır.  Yetkilerin kullanılmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle tespit edilir.      Kurum alacaklarının tahsilinde 21/07/1953 tarih ve 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde, alacaklı Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer İş Mahkemesi yetkilidir.        Yetkili iş mahkemesine başvurulması alacakların takip ve tahsilini durdurmaz.

Dava ve icra takibi açılmış olsa bile, prim ve diğer alacakların ödenmemiş kısmı için gecikme zammı tahsil olunur..”“ Karar= “..506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun değişik 80. madesi gereğince Kurum’a ödenmesi gereken primlerin süresinde ödenmemesi nedeniyle uygulanacak gecikme zammının, borçlu işverenin iflasına karar verilmesi halinde; iflasın açılmasından sonra da işlemeye devam edeceğine, içtihatların bu yolda birleştirilmesine 22.11.1991 günlü ilk toplantıda üçte ikiyi geçen çoğunlukla karar verildi.. “. Y. İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu E: 990/5, K: 991/4 sayı ve 22.11.1991 tarihli kararı, 506 s. SSK: m. 80, 6183 s. AAK. M. 9, 12, 21, 27, 36, 101, 103)“ Karar= 506 sayılı Yasanın değişik 80. maddesinde Kurumun prim vb. alacakları için genel kuraldan ayrılan bir temerrüt faizi düzenlemesine yer verilmiştir. Her ne kadar burada gecikme zammından söz edilmekte ise de, prim borcunun zamanında ödenmemesi halinde Kurumca talep edilecek karşılık kamu hukuku karakterli bir para alacağı için öngörülen ( nitelikli ) temerrüt faizinden ibaret olup, genel ilke uyarınca buna ayrıca temerrüt faizi yürütülmesine yasaca olanak bulunmamaktadır. (YHGK. E: 2004/10-104, K: 2004/94, sayı ve 18.02.2004 tarihli kararı, 506 S. Kan. Md. 80, 6183 Sayılı Kan. Md. 48, 51, 52, 818 S. Kan. Md. 101, 104, 113)

1475 Sayılı İş Kanunu’nun 14. Md. Göre, Kıdem Tazminatı Alacağı Faiz Oranı:
     4857 Sayılı Kanun  Madde 14/11; “. 13 üncü maddesinde sözü geçen tazminat ile bu maddede yer alan kıdem tazminatına esas olacak ücretin hesabında 26 ncı maddenin birinci fıkrasında yazılı ücrete ilaveten işçiye sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün akdi ve kanundan doğan menfaatler de göz önünde tutulur. Kıdem tazminatının zamanında ödenmemesi sebebiyle açılacak davanın sonunda hakim gecikme süresi için, ödenmeyen süreye göre mevduata uygulanan en yüksek faizin ödenmesine hükmeder..”“.. Kıdem tazminatı uygulanacak faiz en yüksek mevduat faizidir. Bu oran hakkın doğum tarihindeki en yüksek oran esas alınarak birer yıllık zaman dilimleri için uygulanır. Yoksa 1 yıllık zaman dilimi içinde daha sonra oluşan oranların göz önüne alınması mümkün değildir. Bilirkişi raporunda 1 yıl içinde oluşan değişiklikler göz önüne alınarak kademeli hesaplama yapılmıştır.  Mercice hakkın doğum tarihi olan 24.06.1992 tarihindeki en yüksek mevduat faizinin 1 yıl için ve bundan sonra takip eden 1 yıllık süreler için süre başlangıcında belirlenecek faiz oranları esas alınarak hesaplama yapılması gerekir..” T.C YARGITAY . 12. HD. E: 995/12975

Yargıtay Kıdem Tazminat alacaklarına faiz uygulamasında yasa belirtilen uygulanacak   “ mevduata uygulanan en yüksek faiz  “ oranlarının tesbitinde  Kamu Bankalarıdan sorulması görüşü terk edilerek  yerine TARAFLARIN BİLDİRDİKLERİ BANKALARA “YTL cinsinden 1 yıl vadeli mevduat hesabına FİİLEN uyguladıkları faiz oranı “sorullarak tesbitine karar vermiştir.  

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2006/18945 K. 2006/22074 T. 24.11.2006

KIDEM TAZMİNATI TALEBİ ( Uygulanacak Faiz Dramı Tarafların Bildirdikleri Bankalardan Mevduata Fiilen Uygulanan En Yüksek Faiz Dram Sorularak Belirlenmesi  )

FAİZ DRAMI ( Kıdem Tazminatına Uygulanacak Faiz Dramı Tarafların Bildirdikleri Bankalardan Mevduata Fiilen Uygulanan En Yüksek Faiz Dram Sorularak Belirlenmesi )

MEVDUATA UYGULANAN EN YÜKSEK FAİZ ( Kıdem Tazminatına Uygulanacak Faiz Dramı Tarafların Bildirdikleri Bankalardan Mevduata Fiilen Uygulanan En Yüksek Faiz Dram Sorularak Belirlenmesi  )

KARAR : Takip dayanağı ilamda kıdem tazminatının fesih tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faiz üzerinden tahsiline karar verildiği görülmüştür. İcra mahkemesine, Merkez Bankası'ndan gelen ve fiilen uygulanan değil, uygulanması muhtemel olan en yüksek mevduat faiz oranları bildirilmiştir. Yargılama aşamasında bilirkişiden alınan faiz hesabına yönelik raporun incelenmesinde mahkemece dairemizce "kamu bankalarından sorulması" gerekeceği görüşüne değer verilerek kamu bankalarınca fiilen uygulanan en yüksek mevduat faiz oranı esas alınarak hüküm kurulmuştur. Ancak dairemizce bu görüş terk edilerek, Yargıtay diğer daireleriyle içtihat birliği sağlanması ve ülkenin ekonomik gerçeklerine uygun düşeceği görüşleriyle oluşturulan son içtihatlarına göre mahkemece yapılması gereken iş hakkın doğum tarihinden itibaren birer yıllık devreler halinde mevduata fiilen uygulanan en yüksek faiz oranının ( tarafların bildirdikleri ) bankalardan sorulmak üzere oluşacak sonuca göre bir karar vermek gerekirken, önceki içtihatlar doğrultusunda ve yazılı şekilde sonuca gidilmesi doğru değildir.

Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunundan Kaynaklanan Alacak ve Sendika Aidatı Alacağı Faiz Oranları.

2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu madde 61/1: “..Toplu iş sözleşmesine dayanan eda davalarında ifaya mahkum edilen taraf, temerrüt tarihinden itibaren, bankalarca uygulanan en yüksek işletme kredisi faizi   üzerinden temerrüt faizi özemeye de mahkum edilir .  Ayni taahhüdünü yerine getirmeyen veya eksik yerine getiren taraf derhal ifaya mahkum edilir. Tarafların tazminat hakları saklıdır...” ..Dayanak ilamda 2822 sayılı Kanunun 61/1. maddesi uyarınca temerrüt tarihinden itibaren bankalarca uygulanan en yüksek işletme kredisi üzerinden temerrüt faizine ilişkin hüküm kurulmuştur. Mercice yapılacak iş, işletme kredisi veren (Halk Bankası, T. Kalkınma Bankası, T. Sınai Kalkınma Bankası gibi bankalarca uygulanan işletme kredisi faizi sorulup saptanması, bundan sonra gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak hasıl oluşacak duruma göre bir karar vermesi gerekir..” T.C YARGITAY. 12. HD. E: 2000/15076, K: 12896 sayı ve T 15.09.2000

T.C.YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2005/12127 K. 2005/15426 T. 12.7.2005

EN YÜKSEK İŞLETME KREDİSİ FAİZİ ( İşletme Kredisi Veren Tüm Kamu Bankalarından Sorulup Gelen Bilgilere Göre Tespit Edilmesi Gereği )

KAMU BANKALARINDA UYGULANAN EN YÜKSEK İŞLETME FAİZ ORANLARI ( İşletme Kredisi Faizinin Uygulanmasına Karar Verilmesi Halinde Tespit Edilmesi Gereği )

ÖZET : Mahkemelerce işletme kredisi faizinin uygulanmasına karar verilmesi halinde, işletme kredisi veren tüm kamu bankalarından fiilen uygulanan en yüksek işletme faiz oranları sorularak gelen bilgilere göre sonuca varı/malıdır. Yerel mahkemece sadece bir kamu bankasının uyguladığı faiz oranı esas alınarak eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.

KARAR :

1 ) Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

İİK'nun 4949 Sayılı Kanunla değiştirilen 363/1. maddesinin son cümlesindeki kesinlik sınırının aynı kanunun ek madde 1/2 fıkrası uyarınca 01.01.2005 tarihinden itibaren artırılan miktarı dikkate alındığında uyuşmazlık konusu değerin 2.870.- YTL'yi geçmediği anlaşıldığından mahkeme kararının temyizine ilişkin dilekçenin ( REDDİNE );

2 ) Alacaklı vekilinin temyiz istemine gelince;

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Takip dayanağı Körfez İş Mahkemesi'nin ilamında hüküm altına alınan toplu iş sözleşmelerinden doğan alacak için 27.04.2000 tarihinden itibaren bankalarca uygulanan en yüksek işletme kredisi faizinin uygulanmasına karar verilmiştir.

İcra mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda sadece Türkiye Kalkınma Bankası'nın işletme kredisi faiz oranlarının dikkate alındığı görülmektedir. Oysa, alacaklı vekilince temyiz dilekçesine ekli 22.12.2004 tarih ve 9085 no'lu Halkbank yazısında, Halkbank'ın uyguladığı en yüksek işletme kredisi faiz oranlarının Türkiye Kalkınma Bankası faiz oranlarından yüksek olduğu görülmekte olup, dosya içinde bulunan Halk Bankası'na ait 26.09.2003 tarih 687 no 'lu yazıda anılan faiz oranı 27.02.2001 itibariyle % 250 olarak bildirilmiştir.

Mahkemece yapılacak iş;

İşletme kredisi faizinin uygulanmasına mahkemelerce karar verilmesi halinde, işletme kredisi veren tüm kamu bankalarından ( Halkbank, Sinai Kalkınma Bankası vs. ) fiilen uygulanan en yüksek işletme faiz oranlan sorularak veriler toplandıktan sonra en yüksek işletme kredisi uygulayan kamu bankasının faiz oranı belirlenip, buna göre hakkın doğum tarihinden itibaren kademeli olarak değişen her dönem için faiz hesaplanması yapılması gerektiğinden yeniden bilirkişiden yararlanılarak Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken diğer kamu banka faiz oranları dikkate alınmaksızın sadece Türkiye Kalkınma Bankası'nın faiz oranlarına göre yapılan hesaplama esas alınarak sonuca gidilmesi isabetsizdir.

FAİZ HESAPLAMASINDA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR


      HGK.nun  5.4.2000 tarih ve 2000/12-739 Esas, 2000/746 Karar, HGK.nun 4.7.2001 tarih, 2001/2-565 sayılı kararlarında da  vurgulandığı üzere, takip dayanağı ilamda hükmedilen alacak için, faizin başlangıcının belirtilmediği hallerde , alacaklı karar tarihinden itibaren faiz isteminde  bulunabilir.T .C. YARGITAY 12.Hukuk Dairesi  E   2003/ 19114   K. 22449

Takip dayanağı ilamda faizin başlangıcı konusunda bir hüküm bulunmaması halinde, karar tarihinden itibaren faiz istenebilir. Ancak, hükmün infazı için kesinleşmesi gereken hallerde ilamda yer alan eklentiler de, ilamın kesinleştiği tarihte istenebilir hale geleceğinden, faizin kesinleşme tarihinden takip tarihine kadar hesaplanması ve itirazın bu kurallar çerçevesinde değerlendirilmesi gereklidir. Somut olayda, boşanma ile birlikte verilen maddi tazminata ilişkin karar, 13.1.2003 tarihinde kesinleştiğine ve boşanmanın eklentisi olduğuna göre bu bölüm için alacaklı, işlemiş faizi kesinleşme tarihinden itibaren başlatabilir. T.C.YARGITAY 12.HUKUK DAİRESİ Esas 2003 Karar 15858 19864

  TTK' nun 690. maddesinin göndermesi ile bonolar hakkında uygulanması gereken aynı kanunun 637/2. maddesi gereğince alacaklı vade tarihinden itibaren faiz isteyebilir. Hukuk Genel Kurulu'nun 26.04.1995 gün ve 1995/171-413 sayılı kararında ise vade tarihinden itibaren istenecek faizin 3095 sayılı yasanın 2. maddesine göre hesaplanacağı vurgulanmıştır. Bu itibarla takip talebinde işlemiş faizin başlangıç tarihi gösterilmemiş ise işlemiş faizin bononun vadesinden itibaren işlemeye başladığı kabul edilmelidir. T.C.  YARGITAY 12. Hukuk Dairesi Esas 2003 Karar 14242         18297          

 Takip dayanağı ilamda dava tarihinden itibaren ödenmesine karar verilen nafaka alacağı için faizin başlangıç tarihini belirleyen bir hükme yer verilmemiştir. HGK.nun 05.04.2000 tarih ve 2000/12-739 E., 2000/746 K. ve yine HGK.nun 04.07.2001 tarih ve 2001/2-565 E. sayılı kararlarında da benimsendiği üzere bu durumda faizin karar tarihinden itibaren hesaplanması gereklidir T.C.  YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas 2003        Karar 14241 18284

Takip dayanağı ilamda iştirak nafakasının dava tarihinden geçerli olmak üzere artırılmasına hükmedilmiş olup, faizin başlangıç tarihi bir belirleme olmadığına göre karar tarihinden itibaren faiz hesaplanmalıdır T.C.  YARGITAY 12.HUKUK DAİRESİ Esas 2003  Karar  11617       14327

KİRA ARTIRIMLARINDA KARARIN KESİNLEŞMESİNDEN İTİBAREN

01.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 30.06.1987 tarih ve 87/11921 sayılı Kararname ve bu kararnameye ilişkin 19.02.1991 tarih, 20791 sayılı resmi gazetede yayımlanan 91/1 no.lu TCMB tebliğinin 2 ve 4. üncü maddeleri ile 07.03.2002 tarihinde yürürlüğe giren 04.02.2002 tarih, 2002/3707 sayılı Kararnameye ilişkin 29.03.2002 tarih, 24710 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2002/1 sayılı T.C. Merkez Bankası Tebliği’nin 2, 3 ve 4 üncü maddelerine göre, bankaların mevduat ve kredi işletmelerinde uygulayacakları azami faiz oranlarını vade ve türlerine göre serbestçe tespit edebileceği, tespit edilen mevduat ve kredi faiz oranlarının ve bunların yürürlük tarihlerinin TC Merkez Bankasına bildirmeleri esasının getirildiği, Bütün bankaların bildirdikleri faiz oranlarının asgari ve azami listelerinin düzenlenmesi, para piyasaları yapıcısı ve enflasyonla mücadele için  faiz oranlarını takip ve yönlendirme, bu cümleden kamu görevi yapan TC Merkez Bankasına 3095 Sayılı Faiz Yasası’nın 1, 2, 4857 sayılı Kanunun 14/11 Md.,  2822 sayılı Yasa’nın 61/1 maddelerine ...... göre uygulanacak faiz oranlarını saptama ve istemde bulunan kişi, kurum, kuruluş ve Yargı birimlerine yazılı veya elektronik (Internet üzerinde bilgilendirme) görevinin verildiği,

                    BAZI YARGITAY KARARLARI

      T.C.YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ E. 2006/1597 K. 2006/1617 T. 17.5.2006

KAÇAK ELEKTRİK KULLANIMI ( Miktarı Ancak Yargılama Sonucunda Belirleneceğinden Likit Olmayan Alacaklar İçin Başlatılan İcra Takiplerine İtiraz Edilmesi Halinde Açılacak İtirazın İptali Davalarında İcra İnkar Tazminatına Hükmedilemeyeceği )

ÖZET : Tacir veya tacir sayılan taraflar arasında kaçak elektrik kullanımından, bir başka ifadeyle, haksız fiilden kaynaklanan tazminatın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptaline ilişkin davada, davalı tarafın kaçak elektrik kullandığı iddiasını kabul etmemesi karşısında, davalının kaçak elektrik kullandığını ve uğradığı zararı ispat yükü davacı taraf üzerindedir. Kaçak elektrik tutanağı, tespit tutanağı, abone dosyası gibi deliller davacının tek taraflı düzenlediği belgeler olup davalı şirket yetkililerinin imzasını içermediği ve davalı tarafından kabul edilmediği anlaşılan bu belgelerin davalının kaçak elektrik kullandığını kabule yeterli olmaması karşısında, taraf delilleri toplanmalı, davalının kaçak elektrik kullandığı anlaşıldığı takdirde, Enerji Tarifeleri Yönetmeliği ve Elektrik Tarifeleri hükümleri doğrultusunda, davalının sorumlu tutulabileceği kaçak elektrik bedelinin ve takip tarihi itibariyle işlemiş gecikme faizlerinin hesaplanması için uzman bilirkişiden rapor alınmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir.

İcra takibinde değişken oranlı olduğunu açıklamadan %48 oranında reeskont faizi istediği anlaşılan davacının bu isteği ile ilgili olarak, talebin aşılamayacağına ilişkin HUMK'nın 74. maddesi hükmü dikkate alınıp takip tarihinden önceki döneme ait işlemiş faiz hesabının yıllık %48 oranını aşmayacak biçimde ve reeskont faizine göre yapılması, takip tarihinden sonraki dönem için de yıllık %48 oranı ile sınırlı reeskont faizine hükmedilmesi gerekir.

Haksız fiilden kaynaklanan alacaklar likit olmadığından, miktarı ancak yargılama sonucunda belirleneceğinden, likit olmayan alacaklar için başlatılan icra takiplerine itiraz edilmesi halinde açılacak itirazın iptali davalarında icra inkar tazminatına hükmedilemez. Bu nedenle, davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmelidir.

T.C. YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ E. 2004/3026 K. 2005/969 T. 23.2.2005

ALACAK TALEBİ ( Mahkemece 3095 Sayılı Kanunun 1.Maddesindeki Reeskont Oranı Üzerinden Faize Hükmedilmesi Yerine Davacı Alacağına Avans Faizi Uygulanması Doğru Olmadığı )

AVANS FAİZİ ( Alacağının Reeskont Faizi İle Birlikte Tahsili İstemi - Mahkemece 3095 Sayılı Kanunun 1.Maddesindeki Reeskont Oranı Üzerinden Faize Hükmedilmesi Gereği )

3095/m.1

ÖZET : Davacı dilekçesinde, alacağının reeskont faizi ile birlikte tahsilini istemiştir. Bu nedenle mahkemece 3095 sayılı Kanunun 4489 sayılı kanunla değişik 1.maddesindeki reeskont oranı üzerinden faize hükmedilmesi yerine davacı alacağına avans faizi uygulanması doğru olmamıştır.

T.C.YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2004/19-357 K. 2004/360 T. 16.6.2004

ELEKTRİK BEDELİNİN TAHSİLİ TALEBİ ( Gecikme Zammının Faiz Niteliği ve Görevli Mahkemenin Tesbitinde Müddeabihe Dahil Edilemeyeceği)

GECİKME ZAMMININ FAİZ NİTELİĞİ VE MÜDDEABİHİN KAPSAMINA DAHİL OLMAMASI ( Görevli Mahkemenin Tesbitinde - Elektrik Abonesinin Kullandığı Elektrik Bedelinin Tahsili Talebi )

FAİZ NİTELİĞİ ( Elektrik Bedelinin Ödenmesinde Temerrüt Nedeniyle Uygulanacak Gecikme Zammı - Görevli Mahkemenin Tesbitinde Gecikme Zammının Müddeabihin Kapsamında Kabul Edilemeyeceği )

ÖZET :Davacı vekili, elektrik abonesi olan davalının, kullandığı elektriğin bedelini ödemediği gibi girişilen icra takibine de haksız olarak itiraz ettiğini iddia ederek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına hükmolunmasını talep ve dava etmiştir. Uyuşmazlık; gecikme zammı alacağının hukuksal niteliği, müddeabihe dahil olup olmadığı, dolayısıyla mahkemenin görevini tespitte hesaba katılıp katılmayacağı noktasında toplanmaktadır. Para borçlarında borçlunun borcunu vadesinde ödememesi halinde yasal faizden ayrık olarak uygulanan ve borçlu tarafından ödemek zorunda bırakılan ilave paranın aslında bir faiz olduğunda kuşku yoktur. Tüm bu açıklamalardan ışığında, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 1. maddesi değerlendirildiğinde, adı ne olursa olsun ister icra inkar tazminatı, ister faiz bu kavram altında yer alacak hiçbir yaptırımın görevin tespitinde hesaba katılmayacağı sonucuna varılmaktadır. Bu sonuç doğrultusunda davamıza konu gecikme zammı bir faiz olup, HUMK.nun 1. maddesinin açık hükmüne göre müddeabihe dahil değildir. Mahkemenin görevini tayinde nazara alınamaz.